18 Ocak 2011 Salı

Sürpriz

Beni tanıyanlar hayatımın ne kadar tekdüze olduğunu bilir. Öyle ki bazen bu tekdüzelikten küçük oyunlarla kurtulmaya çalışıyorum. Kimseye haber vermeden kalkıp eve gelmek gibi. Geçen sene öyle yapacaktım. Ama annem arayıp "Oğlum ben Ankara'dayım" deyince eve gidemedim ve hevesim de kursağımda kalmıştı doğrusu. Neyse ki bir fırsat daha geçti elime ve kimseye haber vermeden çıkıp çıktım yola.

Sekiz saat civarında bir yolculuğu içimde farklı bir şey yapmanın heyecanıyla ve elimde Hawking'in yaşamını ve kuramını anlatan kitapla, bazen de yanımdaki abinin makine mühendisliğini övmesini dinleyerek geçirdim. Osmaniye'ye gelince otogarın yerinin ve niteliğinin değiştiğini fark edip sevindim. Eve nasıl gideceğim falan filan derken eski komşumuza rastlayınca yine adetim olmayarak gidip selam verdim. Beni tanıması uzun zaman alsa da konuşmamızın sonunda beni arabasıyla eve yakın bir yere bıraktı. Yakın dediğim de Osmaniye'li olanlar belki bilir, Bölge Trafik bilmem neyinin ordan Çardak köyünün girişine kadar... Yoruldum mu? Hayır. Üç adımlık yol zaten. Vakit sıkıntısını yol üstündeki camiye girerek ortadan kaldırdım. Hiç acele etmedim. İçimdeki farklı bir şey yapma duygusunun tadını çıkardım. Takunyaları takırdata takırdata hiç kimsenin olmadığı camiye girdim. Çıkıp tekrar eve doğru yürümeye başladım. Bir yandan evde olmamaları ihtimali beni korkutsa da arayıp olayın heyecanını kaçırmak istemedim ve devam ettim.

Yolda birkaç kere o anda ölme ihtimalimi düşündüm. Böyle şeyler aklıma nereden gelir anlamam. Neyse hayatıma ne kadar az değer verdiğimi üzücü bir şekilde anladım. Eski yaşama hevesimi kayıp mı etmiştim? Hani bilim adamı olacaktım. Güzel bir hayat yaşayacaktım. Araştırma başında yaşlanacaktım. Bunları yapmadan ölme fikri beni önceden çok korkuturdu. Ne değişti? Şaşırdım.

Eve geldiğimde Buğrahan'ın kapıyı açtıktan sonraki tepkisi görülmeye değer: "Hıı?!! Bu ne lan? Nasıl yani ya? (yüzüme yaklaşıp eliyle yokluyor) Şaka mısın sen çocuk?" Daha sonra evin diğer sakinlerini ve gelen misafirleri de sırayla şaşırtıp dinlenmeye koyuluyorum. O kadar da mutluyum ki her şeyle dalga geçiyorum. Tartışmaları gülerek geçiştiriyorum. Keyfime bakıyorum.

18 Eylül 2010 Cumartesi

İlginç bir oyun

İnternetteki flash oyunları oynamam ama geçenlerde gördüğüm bir oyun bana ilginç geldi. Oyunda çeşitli aşamalar var ve belirli sayıda hayvanınız var. Hayvanları gerekirse öldürebiliyorsunuz. Bazen üzerine basmanız veya boşlukları doldurmanız gerekebiliyor. Tüm hayvanlarınız tükenmeden bölümleri tamamlamaya çalışıyorsunuz. O kadar da zor değil.

6 Eylül 2010 Pazartesi

Enlightenment Masaüstü

Farklı masaüstü ortamları denemek fena olmaz diye düşünüp bu kez de Enlightenment'i denedim. Hoşuma gitti. Gayet hafif. Çok da çabuk açılıyor. Görsellik konusunda da hiç fena değil. Tek sorun yeni olması. Yeni olduğu için tema ve uygulama konusunda sıkıntı var. Ayrıca ilk kurulumda nedense taskbar dediğimiz o panele yerleşen ve açık uygulamaları gösteren araç gelmedi. Ben de bir türlü kuramadım. En sonunda salla gitsin dedim. Neyse ki simge durumuna küçültülen uygulamaları gösteren bir araç vardı da küçülttüğüm pencereleri kaybetmiyordum. Bir pencereden diğerine geçmek istediğimde ise bu işi uzun yoldan yapıyordum. Böyle de bir macera yaşadık işte. Ama denemek de bir yere kadar. Bir hafta falan kullanıp tekrar KDE masaüstüne döndüm. Açılış biraz uzun sürdü ama henüz bir şikayetim yok. Gerçekten de bazı ayarları yapınca KDE4 de tıkır tıkır çalışıyor. Mesela Nepomuk'u kapatmak oldukça işe yarıyor.

18 Ağustos 2010 Çarşamba

KDE'ye bir şans daha

KDE'den hep korktum ama üstüne de bu kadar gitmemeye karar verdim. En sonunda KDE'ye bir şans daha vermeye karar verdim. Bir kez daha deneyecektim. Ne kadar kötü olabilirdi ki? Her neyse açtım KDE'yi

Ne olmuşsa olmuş KDE'ye mi bana mı bilmem ama o kadar da yavaş görünmedi gözüme. Sonra baktım ki tüm kaynağı Nepomuk Semantik Masaüstü servisi yiyormuş. Hemen kapattım. Bu uygulama ne işe yarıyor bilmiyorum ama Strigi ile bir alakası vardı heralde. Strigiyle de aram pek iyi değil zaten. Bir zamanlar ikide bir "Sistem kaynaklarınızı az kullanmak için Strigi indeksleme işlemi duraklatılıyor" gibisinden bir uyarı çıkartırdı. Nepomuk'u da sevmedim ve Sistem Ayarları'ndan Gelişmiş sekmesi altındaki Masaüstü Araması'nı seçtim ve bir çırpıda Nepomuk servisini kapattım. Bilgisayarım oldukça rahatladı.

Şimdilik KDE'nin bir yamuğunu görmedim. Her açılışta çalışan Xfce panelini saymazsak... O da sanırım http://ypng.wordpress.com/2010/08/07/xfce-paneline-ne-oldu/ yazısında yazdığım işlem yüzünden çıkıyor. Onu da ilk başta elle killall xfce4-panel komutunu vererek kapatıyordum ama uğraşmamak için evdizinindeki .kde4/Autostart/ dizini içinde oluşturduğum bir .sh dosyasına komutu yazıp daha sonra da dosyaya çalıştırma izni vererek hallettim. Artık o da çıkmıyor. Pek düzgün bir çözüm olmadı ama idare ediyoruz işte.

Bu arada Özgürlük İçin Gezegenine yazdığım yazılar için Hackergotchi resmi gerekiyormuş. Ben de birkaç gün düşündükten sonra Fırtına Adası'nın en tatlı çocuğu Flapjack'in resmini bulup gönderdim. (Flapjack'in hayali limonata denizinde lolipop ağaçlarının olduğu şeker adasına gitmek. Yolculuğunda gemisi bir balina ...)

Bir yazının da sonuna geldik. Hepinize iyi günler.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Kamptan Sonra...

Bir haftalık dershane kampından sonra yine evimdeyim. Bu bir hafta çok uzun geldi herkese. Soru sayıları sıralamasında da en sonuncuyum bu arada. Ama durum o kadar da acıklı değil bence. Yeni konunun testlerini çözüyorum ne de olsa deneme değil. Soruları özümseyerek, konuyla bütünleşerek, içli dışlı olarak öğrenmeli insan. Hemen çözemeyince diğerine geçmemeli. Böyle düşününce de her soru için iki dakika çok fazla olmuyor.

Ben gittikten sonra Pardus'a bir şeyler olmuş. Panel yok. Nasıl yaptılar, neyi kurcaladılar anlamadım. Sonra panel programının adını bulup hemen konsoldan çalıştırdım. Adı xfce4-panel. Neyse ki çalıştı ve eski ayarlarıyla hiç bir şey olmadan geri geldi. Paki ben her bilgisayarı açtığımda bunu mu yapacağım? Haayıııır... Xfce belki son oturum hatırlar belki dedim ama işimi de şansa bırakmayı istemedim. Hemen Ayarlar'dan Oturum ve Başlangıç'ı açıp Başlangıçta Çalıştırma sekmesinden Ekle deyip, ismine Xfce paneli, komuta da xfce4-panel yazdım ve başlangıca ekledim. Sizin de başınıza gelirse endişe etmenize gerek yok. Tabii kardeşiniz panele yanlışlıkla sağ tuş tıklayıp sonra yine yanlışlıkla Kaldır'a tıklamazsa.

Bir de İçerik güncellemelerinden ClamTk meselesi var. Bu bir haftada onu da yazamadım. Ali Işıngör'ün "Bu yazı ne durumda" şeklindeki mesajını görünce biraz korkmadım değil. Sandığımdan da önemli bir yazı olmalı diye düşünmeye başladım. Daha sonra gelen "Aslansın Enis" motivasyonu beni biraz yüreklendirdi. Umarım bir hafta içinde yazı tamamlanır. Ben de rahatlarım.

25 Temmuz 2010 Pazar

Python++

Siz de değişken yazarken seç yerine sec, üst yerine ust büyük yerine buyuk içinde_mi yerine icinde_mi yazmaktan sıkıldınız mı? O zaman python++ ile sorunlarınıza elveda deyin.
Python++ ne yapıyor?
Bu küçük program size hep aradığınız rahatlığı yaşatacak. Artık değişken isimlerinizde çşğüİıö kullanabileceksiniz. Tek yapmanız gereken kodunuzu python++'ya yollamak. O sizin için çşğüöİı yerine __ koyarak yeni bir cikti.py hazırlar ve çalıştırır.
Nasıl yapıcam?
Şimdi bu kodları python++.py adındaki bir dosyaya yazıp kaydedin ve çalıştırabilme izni verin (konsolda chmod +x python++.py). Ve daha sonra /usr/bin/python++ diye kopyalayın (konsolda sudo cp python++.py /usr/bin/python++ yazıp kullanıcı parolanızı girerek yapabilirsiniz). İşte kodlar:


#!/usr/bin/python
#-*- coding:utf-8 -*-

import os,sys

yol=sys.argv[1]
gir=open(yol,'r')
cik=open("cikti.py",'w')
kod=gir.read()
tirnak=False

for c in kod:
    if c=='"':
        tirnak=not tirnak
        cik.write(c)
        continue
    if tirnak:
        cik.write(c)
        continue
    if not "çÇşŞİıöÖğĞüÜ".count(c)==0:
        cik.write("_")
        continue
    else: cik.write(c)

gir.close()
cik.close()
os.system("python cikti.py")


Artık hem çiçek yazabileceksiniz hem böcek. Ama birkaç eksiğimiz var. Mesela karakter katarı içinde çift tırnak kullanamazsınız. Tek tırnak sorun olmuyor. Ve karakter katarlarını tek tırnakla belirtmeyin. Yoksa onların içindeki "çğşıİöü" "__" haline gelir. Hepinize kolay gelsin.

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Bir kişi daha özgür oldu

Bu yazı Özgürlük İçin Gezegeni'ne iniş yaptıktan sonraki ilk yazım. Herkese merhaba.

Bu yazımda bir arkadaşımı nasıl zorla Pardus kullanıcısı yaptığımdan bahsedeceğim. Arkadaşıma Pardus kullanmasını hep söylerdim ama o rahatını kaçırıp bunu yapmadı. Belki de daha önceki Pardus üzerinde CS (CSharp değil Counter Strike) çalıştırmayı denemesi etkili olmuş olabilir. CS hastasıdır kendisi. Neyse ben yine birkaç gün önce ona "Pardus'u dene bak pişman olmayacaksın" dedim o da sızlanarak "Yaa ben naapiiim Pardus'u yaa. ıhıı" demişti. Ama ben iyice karar vermiştim. Bir sonraki buluşmamızda yanımda Pardus 2009 CD kalıbıyla gittim. Giderken de arayıp "Sende boş CD var mı? Eğer yoksa ben gelene kadar bir tane al" dedim ve arkadaşın evine gittim. Bilgisayarın başına geçtiğimizde hiç vakit kaybetmeden işe koyuldum. İlk yazma başarısız oldu. İşlem tamamlanmıştı ama CD boş görünüyordu. Elimizdeki tek boş CD de boşa gitti diye düşünürken Google'de "image burn" yazıp karşıma çıkan ilk yazılımı yükleyip kalıbı diske yazdırdım. Hayret! Oldu ama nedense diskin boyutuna 1.4 GB falan diyor. Her neyse, hemen bilgisayarı yeniden başlatıp Pardus'u daha önceden ayırdığım bölüme (geçenki buluşmamızda ayırmıştım) kurdum.

Kurulduktan sonra ilk ayarları yapıyoruz. Dizin görünümü mü yoksa programcıkları mı kullanacağını sordum, "Pardus olmuşken programcık olsun bari" dedi. Ondan sonra ben programcıkları, eklemeyi, kullanmayı falan anlattım. Sonra hemen güncelleme yaptım.

Ama içim gitti KDE4 kullanırken. Benim bilgisayarda güncelleme yapmak bile işlemciyi %100'e dayandırırken onun bilgisayarında dın bile demiyordu. Benim bilgisayarda KDE4 açmak bile işkenceydi. Fareyi hızlı oynatsan sistem donuyordu. Falan filan.

Arkadaşın bir HP tarayıcı-yazıcı aleti varmış, Windows üzerinde bir türlü çalıştıramamışlar. Ama bizim Pardus'umuz hemen tanıdı ve işe başladı. Annesi de KDE4 efektlerinden çok memnun kaldı. Ne yapsın Windows'ta masaüstü resmini bile değiştiremezken... Herkes mutlu, herkes memnun, herkes iyi, herkes özgür. Çünkü o Pardus... :)